HER ŞEY GİBİ KELİMELERİ DE Mİ TÜKETTİK?

Herkese selamlar, pek çoğumuzun zaman zaman girdiği “varoluşsal sancılar” dönemimden bildiriyorum: Evet, bu yazıyı yazmaya başlamak çok zor oldu. X•DNA sekmemize göz gezdirdiyseniz (bkz. www.xdesignfactory.com/xdna/ ) ve birazcık aşağılara da kaydırdıysanız belki de bu tasarım ekibinde yer alan ancak bölümünü bırakmış biri olduğumu görmüşsünüzdür. Bunun sebebi tasarımdan keyif almamam değil de yaptıklarımdan keyif alamaz hale gelmemdi; yoksa içimizdeki yeni şeyler düşünme ve yaratma hevesi bitmedi! Oradayken pek de kullanamadığım 4 yıllık tasarım eğitimi deneyimim bugün bana bir şey hatırlattı: yıllar önceki temel tasarım dersimden kalan bir kompozisyon çalışmasının parçası “kelimeler tasarlanınca şiir oluyor”.

Az önce bahsettiğimiz tasarımın sonucu, kendimizi ifade etmenin çeşitli yollarından biri olan şiir, en eski edebi tür olarak da biliniyor. Duygulardan, düşüncelerden, düşlerden, özlemlerden süzülmüş yaşantı birikimleri olarak, dil içinde özel bir dil yaratarak oluşturulan bir tür olarak özetlenebilir. Şiirler bir yana, derdimizi 2-3 kelimeyle bile anlatmaz, anlatamaz olduk. Okumadığımız gibi, dinlemez olduk. Her şeyin inanılmaz bir hızla üretildiği ve çok çok daha hızlı tüketildiği bu çağda, bahsedilen “her şeyi” pek çoğumuz mobilya, kıyafet gibi ürünler olarak düşünmüşüzdür. Peki ya kelimeler? Her şey gibi kelimeleri de mi tükettik?

Ağzımızdan çıkanları artık hiç düşünmüyoruz, her yerde, her şeyi konuşuyoruz. Söylediklerimizi ölçüp tartmıyor, nasıl söylediğimize de dikkat etmiyoruz. Yani aslında kelimelerimizi tasarlamıyoruz. Çok şey söyleyip içlerini boşaltıyoruz; hâl böyle olunca da konuşa konuşa tüketiyoruz her şeyi, geriyeyse kimi zaman pişmanlıklar, kimi zaman kırgınlıklar kalıyor; çoğu zamansa zaten bunlar bile kalacak kadar üstünde durmamış oluyoruz söylenenlerin ya da söylediklerimizin. İletişimin temeliydi bunlar oysaki. Birine iyi günler dilemenin gerçekten o insanın gününü güzelleştirebileceğini umursamaz, birinin halini sorarken cevabı dinlemez, özenle seçeceğimiz yerde kelimeleri hoyratça kullanır olduk. Karşımızdakinin ne anlattığıyla ilgilenmeyi bırakıp kendi derdimizi söylenmeye düştük. Karşı tarafı sessize almak biraz da kendimizi susturmak oluyor. Dinlemediğimiz her an düşünmeyi bırakıyoruz. Gelin görün ki bahsettiğim kelime tasarımı tam olarak bu aslında. Hadi gelin, Dieter Rams’ın “İyi Tasarımın 10 Temel Prensibi”ne bir de kelimelerin tasarımı şiirler açısından bakalım.

1)Şiir Yenilikçidir

-Kitabının adı bile İkinci Yeni öncüsü olan-

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Bir çok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

-Cemal Süreya

2)Şiir Kullanışlıdır

-Kime desen, niye desen olan-

Ne kadar yaşarsan yaşa,

Sevdiğin kadardır ömrün…

Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi,

 

-Can Yücel

3)Şiir Estetiktir

-Dizelerin uyumu bir yana, hayata da ayrı güzel baktıran-

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından

Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından

Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar

Şu aranıp duran korkak ellerimi tut

Bu evleri atla bu evleri de bunları da

Göğe bakalım.

 

-Turgut Uyar

4)Şiir Şiiri Anlamamıza Yardımcı Olur

-Derdini derdiyle anlatan-

Ayrılık ne biliyor musun?

Ne araya yolların girmesi,

Ne kapanan kapılar,

Ne yıldız kayması gecede,

Ne tren tarifesi cepte

Ne de turna katarı gökte.

 

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

 

-Şükrü Erbaş

5)Şiir Fazla Öne Çıkmaz

-Mısraları değil betimlemeleri kalan-

Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
“Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş.

 

-Nilgün Marmara

6)Şiir Dürüsttür

-Oldurmaya çalışmadan, olmazlarıyla sevdasına tutunan-

Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum…

 

-Attilla İlhan

7)Şiir Dayanıklıdır

-Rubai kavramını günümüze taşımakla kalmayıp alternatif gruplara da ilham olan-

Tanrım; bu güzel yüze vermişsin emek,
O sümbülü koklamak, saçın’ ellemek.
Sonra da ona bakma, dersen, anlamı:
Dolu kadehi ters tut, hiç dökme demek!

 

-Ömer Hayyam

8)Şiir Son Detayına Kadar Uyumludur

-Kafiyeleri değil ama çelişkileriyle uyumu bulduran-

Bütün yüzler budur sanıyorum

Çok kaybettim niye olduğumu

Oynasam kazanırdım kendime göre

Belki de bir Tanrı bulup sığınır ellerime

Büyütür dururdum korkunçluğumu.

 

-Edip Cansever

9)Şiir Çevrecidir

-Anlatmaya kelimeler yetmeyen-

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

 

-Nazım Hikmet Ran

10)Şiir Mümkün Olduğunca Az Şiirdir

Söylenmiyor çok şey, susmadan…

-Özdemir Asaf