FIÇI

Hazırsak başlayalım…

Kural 1:X design factorykulübünden herkese bahsedebilirsiniz.

Kural 2:X design factorykulübü hakkında doya doya konuşabilirsiniz.

Kural 3:Sirkeli su anti-virütik değil anti-bakteriyeldir bu sebepten yeni tip korona virüs covid-19’a karşı efektif değildir.

Sirkeli su demişken üzüm ile şaraba dair benim zihnimde ısrarla Fransa ve İtalya’dan geri kalır yanı olmayan Anadolu ve Rumeli’nin müdafaa ettiği üzüm bağları canlanıyor. Tek sıra dizilişleriyle nizami, aralarındaki birer metrelik sosyal mesafeyi koruyan ilerleyişleri ile de iktisadi duruşlarından ödün vermeyen matur üzüm fidanları ve üzüm bağlarının bir bir bozumu… Zarif toprağın bağrıyla yer çekimi mağduru oksijenin karşılaştığı muhteşem bir açık hava etkinliği. Bir kök üzüm, on kök salkım, yüz kök tane, bin kök özüt on bin kök, yüz bin kök dem. Bağ bozumlarının Yunan mitolojisinden yadigâr mirasına ihanet eden toplumsal bilinç düzeyimizi, ananiyetin iç huzurunu ve zamanın inovatif ederinin kendinden menkul kıymetlerini yitirmesinde suçlamak en tabi hakkımız olsa gerek. Bu konuda bizlerden daha konservatif olan bir nesne varsa o da mahzen güzeli şarapların mayalanma öyküsünün en uzun konaklama yerleri olan ahşap fıçılardır.

Doğudan batıya mayalı ve estetik menşeili bir fıçıda tasarım yolculuğuna çıkacak olursak ilk durağımız Van Gölü Havzasıolacaktır. Kafkas ve Fars usulleriyle hasadı gerçekleştirilen Tuşba üzümlerinin saklanması ve özütlerinin dinlendirilmesi bu yörede eski Ermeni öğretilerine dayanmaktadır. İnce ince oyulan ve nefes almayacak sıklıkta dizilen kavak ağaçlarının yaşlı gövde artıklarından yapılan fıçılar, uzun yıllarca nemli göl havasına dirayet göstermiş ve taş mahzenlerde yaş almıştır. Çoğunlukla küp biçimli ve oymaların simetrisinden ödün vermeyen bu fıçı tasarımlarına zamanla oval gravyer cepleri eklenmişse de günümüzde bu eklentilerin fıçıları taşımaya yardımcı birer basit makine olarak kullanıldığını görmek mümkün.

İkinci durağımız daha güneyde: Midyat. Plastiğin ekolojimizi tehdit etmediği dönemlerde Süryani marangoz Gabriel Usta tarafından yapılan talaş dökme olarak nitelendirebileceğimiz sert ve alüminyum alaşımlı yaprak çivilerle desteklenen hazne biçimli küçük şarap fıçıları bu yörede pek yaygın kullanılmakta. Öküzgözü ve Boğazkere üzümlerinin sofralık tatlarının sırrını bu mayalanma haznelerinden geldiğini söyleyen çok sayıda degüstatör olmasına karşın yöre halkının asıl sırrı, uzun salınımlı asit alma da diyebileceğimiz fıçı ağızlarına sıkıştırılan ipek mendillerin mayayla birlikte ağır ağır gevşemesidir. Damla formlu bu fıçıların yükseldikçe incelen boyun dizaynları ipeğin yumuşak dokunuşunun üzümle vuslatlarına kana kana imkân sağlamakta.

Üçüncü durağımız kozmopolit demografisine benzer çok malzemeli şarap fıçılarının yapıldığı: Antakya. Dökülgen ve Rumi üzümlerinin kıvamlı lezzetleri Antakya’da yapılan devasa fıçı formlarıyla korunagelmiştir günümüze kadar. Defne yapraklarının meşe fıçıların içine serildiği ve kimyon dallarının, meşelerin aralarına sıkıştırıldığı kurutulmuş dağ zahterleri ve zeytinyağının kaynatılarak jel formlu koruyucu bir mantar tıpa oluşturularak kapatılan bu şarap fıçıları yöre insanı tarafından iki metre yüksekliğinde üç insan genişliğinde diye tarif edilmekte. Organik meyve yetiştiriciliğinin son kalesi olan Vakıflı Ermeni Köyü’nde ise bu fıçıların mantarları portakal ve turunç kabuklarından yapılırken fıçı tasarımlarının vertikal boyutları ise daha da yükseltilerek mahzenlerin neredeyse tavan ve tabanlarını birbirlerine kavuşturmakta. Eski Beyrut geleneği mürekkep işlemelerle mitolojik bezemelerin süslediği fıçılar uzun yıllar açılmamakta ve nesilden nesile üzüm özütlerini muhafaza etmektedir.

Dördüncü durağımız Doğu Anadolu’dan: Arapgir. Kadim çınar palamutlarının ve kayısı reçinelerinin toplanarak harmanlandığı ve meşeden üçgen yapraklar şeklinde dizilerek oluşturulan şarap fıçılarını, ham maddeleri haricinde ayıran en önemli özellik bu fıçıların iç yüzeylerine işlenen ve tütün basılarak gizlenen küçük kanallar. Bu kanalların içlerindeyse Ermenice minyatür incil ayetleri yazılarak siyasi otoritenin teolojik yasaklarına karşı akla gelmeyen bir giz oluşturulmuş Balkan Savaşları öncesinde. Birkaç eski konak mahzeni dışında rastlamanın zor olduğu bu fıçıların tasarım ve tarihin damıtıldığı formlar olarak geçmişe meydan okumaya devam ettiğini söylemek gerek.

Beşinci ve son durağımız ise Anadolu’nun batı sınırı: Şirince Köyü. Menderes havzasından Denizli’ye uzanan Ege’nin yumuşak kahverengi topraklarında yetişen Alicante Bouchet, Shiraz, Carignan, Kalecik Karası, Çalkarası ve Sultaniye üzümlerinin yegâne buluşma noktası olan Şirince Köyü; meyve aromalı şarapların mayalandığı ve mürdüm erikleriyle tatlandırıldığı adeta kurtarılmış bir bölge. Rumların eski taş evlerinin verandalarında rastlamanın çoğunlukla mümkün olduğu ortası delik değirmen taşlarını andıran ahşap fıçıların bu ortası soluklu halka formlarının nedeni ise demir çubuklara asabilmek için vakti zamanında uzun süre yağan yoğun yağmurlara karşı önlem amacıyla tasarlanmasından ibaret.  Ahşap zımparalarla halkaların dış yüzeylerinin pürüzsüzleştirildiği bu özgün fıçı biçemlerinin ilmine haiz ustalar ne yazık ki şimdi bulunmamakta.

Günümüze mevcudiyeti ulaşmamış ancak etnografya kaynaklarında rastlayabileceğimiz Bozcaada’nın cam fıçıları, Hacıbektaş’ın gül yağı esanslı fıçıları, Erbaa’nın yağmura dayanaklı yeşil kayın fıçıları da yok değil ancak bunlara dokunabilmek maalesef mümkün de değil. Atatürk Orman Çiftliği’nin bol ödüllü Boğa Kanı şaraplarının Atatürk tarafından bizzat tasarlanan geometrik meşe fıçılarına dokunamadığımız ya da Ankara’da yine Atatürk tarafından inşası gerçekleştirilen Marmara Köşkü’ndeki mahzen fıçılarının şehir planlarına zayi edilerek yıkılan köşkten çıkarılamadığı gibi…

Toplumsal bilincimizin yetmediği her noktada kültür katilliğine soyunan bizler, parmak izlerimizi estetikten yoksun, fabrikasyon seri üretim geçmişsizliklerinde bırakırken yeteneğimizi tasarımdan esirgeyerek modernize cinayetlere ip ucu olarak kondurmuşuz. Köklü alışkanlıklarımızın sanatımıza yön vermesi gerektiği muğlak ve mutlak tüm zamanlarda zanaatın sanayiye tercih edildiği üretim şemalarında ne acıdır ki ilhamımızı yitirmişiz.

Mahzenlerde çürüyen eserlerimizi korumak ve bu kadim topraklarda yaşamış olan kadim halkların tasarım birikiminden kümülatif ilhamlar çıkarmak dileğiyle…