CYBERPUNK DÜNYA

Son birkaç ayda yangın, deprem, kriz, salgın, savaş, bir de meteor çarpma ihtimali… Pek çok şey gördük. Bunca şey peş peşe gelince, kelime anlamı dahi ‘olmayan yer’ anlamına gelen ütopyaları henüz görememişken, normalde uzak bir ihtimal olan ‘kötü yer’ler yani distopyalar bize çok da uzak kalmadılar. “Distopyalar artık gerçek mi?” diye sorabiliyorsak distopik geleceklerde geçen cyberpunkdünyalar neden olmasın?

Cyberpunktan bahsedebilmek için öncelikle, distopyaların anti-tez olarak üretildiği ütopyalara değinilebilir. Yunanca kökenli ou (yok/olmayan), eu (mükemmel) ve topos (yer/toprak/ülke) kelimelerinin birleşiminden türemiş, hayali bir ada toplumunu anlatan ’Utopia’ kitabıyla kullanılmış bir kelime ütopya. Görüldüğü üzere yaşanmak istenen, hatta mükemmel olan ancak var olmayan toplum ya da toplulukları anlatıyor. Tabii herkesin mükemmeli farklı olduğundan, pek çok ütopya oluşuyor. Şu ana kadar siyasal, dini, ekonomik pek çoğu; kitaplarda, filmlerde, sanatta ütopik kurgular olarak yer edindi, edinmeye de devam ediyor. Yani ütopyalar doğal olarak çelişki ve karşıtlıkları da içermeye başlıyor. Halbuki temelinde herkes için, her açıdan adalet ve eşitlik barındırıyorlar; herkes çevresine karışmadan kendi mükemmelini yaratsa farklı ütopyalar oluşmayabilir ve belki de ancak bu şekilde tek ve en mükemmel ütopya oluşabilirdi.

Bu inanılması güç güzellikteki yerler fikri beraberinde karşıtını da getiriyor: her şeyin mümkün olduğunca kötü olduğu yer ya da durumlar olan distopyalar. Bir ütopya, ideal ya da rüya gibi toplumları belirtiyorsa distopya da kâbus gibi bir dünyayı anlatıyor ve aslında geleceğin dünyası kastediliyor. Ütopyaların olmayan yerler olduğuna bu kadar eminken distopyalarda oluşan soru işaretinin sebebi de bu olabilir. Bireysel geleceklerimizi kendi ütopyalarımızı hedefleyerek kurmaya çalışıyor olsak da küresel bakınca gelecek, korkutucu bir hal alıyor. Distopik dünyalar genelde insanlıktan çıkma, baskıcı devletler ve çevresel felaketlerle şekilleniyor. Dünya tarihine aldırış etmesek, bu sefer tanık olduğumuz çağ “acaba” dedirtiyor.

Cyberpunk ise bir kültür ve aynı zamanda bilimkurgunun distopik geleceklerde geçen bir alttürüdür. Aslında teknolojik bir ütopyayı andırabilecek bu gelecek, ileri teknolojinin toplumun karanlık yönünü öne çıkarması ve sistemin işleyişle distopya olmuştur. İlk defa yine edebi bir eserde yer bulan Cyperpunkkavramı orijinalinde kısaca “high-tech, low life”, Türkçede ise kabaca “ileri teknoloji, leş hayatlar” olarak geçiyor. Cyber (siber) hızla gelişen yüksek teknolojiyi, punk isebu hıza ayak uyduramayan insanlığı temsil ediyor. Kavramın ortaya çıkışı her ne kadar 60 ve 70’lerdeki yeni yazma stilleri, teknikleri ve arketipleri ortaya koyma isteği olsa da 80’lerdeki bir temel günümüze uzanıyor: Sürekli gelişen bir teknolojiyle yetişen ve bu sırada insanlar yerine teknolojik cihazlarla konuşan, ahlaki eksiklik ve teknolojik becerilerin kombinasyonu 21. Yüzyıl nesilleri.

Cyberpunk dünyalar betimlendiğinde, alıştığımız kahramanların aksine sisteme karşı savaşan, sıradan, daimi yalnız anti-kahramanlar vardır. Yapay zekalar, neon tabelalar, sibernetik protezler, gettolar, suç, yolsuzluk, endüstriyalizm, silahlar ve sürekli kültürel çatışma ön plandadır, belki biraz da nihilizm ve pesimizm. Her şey satın alınabilir ancak hayat o kadar hızlıdır ki “şimdi” bile “gelecek” olmuştur, yani hiçbir şeye sahip olunamaz. Asi, sert ve hayatı tiye alan ağzı bozukluğuyla edebiyata yeni bir soluk getirmiş bu tarz, farklı sanat ve tasarım dallarını da etkisine almakta. Şu an için çoğunlukla oyun tasarımı alanında karşımıza çıkıyor olsa da, Cyberpunk ile karşılaşmaya devam edeceğimiz şüphesiz.