BİR TASARIM KLASİĞİ : BARBİE

Çocukların tablet kullanmadığı ama artık pek saklambaç da oynamadığı dönemlerin popüler oyuncağı, neredeyse herkesin oynamasa da bildiği, benzer görünüşteki oyuncak bebeklerin yanı sıra canlı benzerlerine de adını vermiş Barbie, aynı zamanda bir tasarım klasiği. Belki de ‘adını tasarımcısının kızından alıyor’ hikayesini duymuşsunuzdur; pek kimsenin bilmediği ilham kaynağı ve çıkış hikayesi ise bu yazımızda.

Amerikan oyuncak firması Mattel Inc. başkanı Ruth Handler, yetişkinler gibi davranarak oyun oynayan kızı Barbara ve arkadaşlarını izlerken aklına ‘neden bebek oyuncaklar gibi yetişkin oyuncakların da olmadığı’ geliyor. O zamanlar üç boyutlu bebeklerde böyle seçenekler yok, genelde kağıt bebekler var. Bu fikri eşi, aynı zamanda Mattel kurucu ortağı Elliot ile paylaşıyor ancak Elliot ve diğer kurul üyeleri fikre sıcak bakmıyor. Hiçbir annenin, çocuğunun ‘kadın’ şeklinde bir oyuncakla oynamasını istemeyeceğini söylüyorlar; halbuki silah şeklinde oyuncaklar üretmekten rahatsız olmuyorlar. Bu fikri aklından çıkarmayan Ruth Handler, ailesiyle çıktığı bir Avrupa seyahatinde Bild Lilli ile karşılaşıyor ve Barbie macerası başlıyor.

Almanya’da, 1952’de, ‘Bild’ Gazetesi’nin boş köşesini doldurması için çizilen karikatürlerde Lilli karakteri karşımıza çıkıyor. Lilli; savaş sonrası dönemde kimine göre para avcısı, şımarık ve teşhirci şekilde betimleniyor, kimine göre ise hazır cevap ve erkek otoritesine karşı duran şekilde. 1953’te o kadar popülerleşiyor ki gazete, üç boyutlu bir bebeğini üretmeye karar veriyor. Oyuncak bebek üretimine pek çok yeni özellik de bu şekilde getirilmiş oluyor. Lilli, çocuklara değil okuyucu kitlesine hitaben üretiliyor. Çok geçmeden bu oyuncak bebek, yetişkinler arasında bir şaka hediyesine dönüşüyor. Ebeveynler bu ‘oyuncağı’ çocuklarına uygun görmeseler de bir süre sonra, sunduğu geniş kıyafet ve aksesuar çeşitliliği özellikle de Almanya dışındaki çocukların da ilgisini çekiyor. Yine de Lilli, yetişkinler için çıkmış yeni bir ürün olarak bilinmeye devam ediyor.

Ruth Handler, Avrupa seyahati sırasında tam da aklındaki fikre uyan Lilli bebeği görüyor ve yanında götürmek üzere üç tane de satın alıyor. Tasarımın üstünde çalışıyor ve sonunda üç boyutlu haliyle bu bebeği, daha önce fikri reddeden kurula sunuyor. Oyuncak somut haliyle görülünce fikre daha fazla karşı durulamıyor ve adını gerçekten Ruth Handler’ın kızı Barbara’dan alan ilk Barbie, ’59 New York Oyuncak Fuarı’nda (Amerikan Uluslararası Oyuncak Fuarı) dünyayla buluşuyor. Kısa sürede büyük başarı eden ve Mattel firmasının en çok satan ürünü olan Barbie bir marka haline geliyor. Yalnızca bir oyuncak bebek ile sınırlı kalınmayıp bu bebek için tasarlanmış aksesuarlar ve eklentilerin yanı sıra ayrı bir pazara dönüşen animasyon filmleri, tekstil ürünleri, video oyunları ve müzikleri de tüm dünyada satılıp yayınlanıyor. Bu ünün ardından kendisine açılan bazı davalarından da ardından 1964’te Mattel, Bild Lilli’nin haklarını satın alıyor.

Ruth Handler, Barbie’nin her zaman bir kadının seçenekleri olduğunu temsil ettiğini, Barbie’nin felsefesinde, bebek aracılığıyla küçük kızlara istedikleri her şey olabileceklerini anlatmanın yattığını söylüyor. Pek çok lüks markanın özel kıyafetler tasarladığı, astronottan avukata, oyun tasarımcısından başkana 180 kariyer seçeneğiyle, farklı saç şekilleri, giyim tarzları vs. ile sunulan Barbie son dönemde Türkiye’de, sınırları aşan başarılı kadın modellerine Gülse Birsel’i de ekleyerek gündeme gelmişti.

Resmi websitesi, Barbie’nin dünyanın her yerindeki kızlara istedikleri her şey olmaları için ilham verdiğini söylese de uzun süre boyunca genişlemeyen ten rengi skalası, düz ve dalgalıdan çok da ileri gitmeyen saç stilleri ve standart vücut tipi uzun süre tartışma konusu oldu. 2016’da afro saç stilleri, yeni saç renkleri, farklı ten renkleri, farklı giyim tarzları, minyon, kıvrımlı ve uzun vücut tiplerinin yer bulduğu bir seri sunuldu. Satışa çıkışından 57 yıl sonra genişletilmiş bu yelpaze markanın çelişkilerini ve bazı soruların sorulmasını engelleyemedi.

Ben de çocukluğunda arabalarla da, bilyelerle de, Barbie ya da benzeri bebeklerle de oynamayı sevenlerdendim. Oynarken neden bacak boyları böyle uzun, neden mavi gözlüler, neden hep birbirlerine benziyorlar diye düşünmez, onları da yazdığım oyuna uydururdum. Saçlarını kırpık kırpık kestiğim, makyajını ve ojelerini değiştirmek için keçeli kalemlerle boyadığım, kıyafetini beğenmediysem çorap falan keserek yenisini kendimce diktiğim çoktur. Bu ‘tek tipliği’ çocukken birçoğumuz düşünmüyorsak da geçen zaman, biraz akran zorbalığı, biraz da okur-yazarlık düşünmeye teşvik ediyor. Eğer şu an düşünemiyorsak biz de bu kalıplara uymaya ya da uydurmaya çalışıyoruzdur gibi geliyor. Geçtiğimiz haftalarda yaşanan olaylar ve başlayan Black Lives Matter protestoları mesela, ırkçılık ve ‘Avrupai’ güzellik standartları üzerine sizleri de düşündürmedi mi? Standartlaştırma çabası, sonunda o standarda uymayanları eleyen başka bir sistem. Bunun çocukken size işlenmesi fikriyse gelecekte acı sonuçlardan başka bir şey getirmiyor. Bugün ben de, çocukluğumun aksine, Barbie’lerin neden bu kadar kariyeri var da her kariyerde her ırktan bebeği yok diye düşünüyorum. Neden bu kadar geç kalındı? 2014’te düşen satışlar mı buna sebep oldu acaba, savunulduğu iddia edilen fikirler bir reklam stratejisinin ötesine geçebiliyor mu bile… Barbie’nin tartışmalı yönleri daha uzun konuşulabilir elbet, yeni onlarca seri sunulsa da bırakılan soru işaretlerinin değişmesi şimdilik pek mümkün görünmüyor.

Barbie; oluşturduğu oyuncak pazarıyla kapitalist sistem piramidinin tepesinde midir, anlattığı gibi herkesi cesaretlendiren bir felsefe midir, genişlettiği yelpazesiyle feminist bir ikon mudur, aksine güzelliği standartlaştıran bir olgu mudur, yoksa sadece bir oyuncak bebek midir?